Mecbur Değilsiniz

Mecburdegilsiniz

4 Mayıs 2013 Cumartesi

Tarayıcı kullanım pratiklerim ve sevdiğim Firefox/Chrome eklentileri

Bugün biraz daha değişik bir yazı yazmaya karar verip size tarayıcı kullanım pratiğimden ve tercih ettiğim eklentilerden bahsetmek istiyorum.

Seneler boyu Chrome/Chromium kullandıktan sonra sanırsam 13 veya 14'üncü sürümünden beri Firefox kullanıyorum.

Tarayıcıya entegre kısımlarından biraz bahsedecek olursam

Chrome'un aşağıda olan indirme yöneticisini pek sevemesem de Firefox'un ayrı pencerede açılan indirme yöneticisinden de pek haz etmiyordum. Firefox 20 sürümünde getirdiği yeni indirme yöneticisini çok beğendim. Arama kutusunun yanında bir buton olarak bulunuyor. Size süreci ve kalan zamanı gösterirken tıkladığınız da kısa bir özet elde edebiliyorsunuz şahane olmuş Mozilla ekibini ve camiasını tebrik ediyorum.

İki tarayıcıda da senkronizasyon özelliği var benim için olmazsa olmaz haline geldi artık bu özellik bütün geçmiş,yerimleri ve eklentileri tarayıcıdan tarayıcıya taşıyabilmek zaten şahane. Bu özellik ilk Chrome'da geldiği için biraz daha oturmuş durumda gerçekten hızlı ve google hesabı ile yapılıyor. Firefox'da işlem biraz daha uzun sürmesine rağmen bir eksiğini göremedim.

Windows daha ön tanımlı bir PDF okuyucusu ile gelmezken iki tarayıcının birden PDF desteği olması takdire şayan. Firefox'taki okuyucunun belgeyi indirmek istediğimde tekrar indirme başlatmayıp yüklediği kopyayı kaydetmesi ayrı bir güzel

Firefox'un farklı motorlarında eklenebildiği arama çubuğu kesinlikle büyük bir artı.

Eklentilere gelecek olursak

Firefox

Adblock Plus (https://addons.mozilla.org/en-US/firefox/addon/adblock-plus/?src=ss) : O bir efsane reklamların baş düşmanı, şaka bir yana adblock'u tarif etmenin çok bir alemi yok her eve lazım. Chrome'da aynı isimde mevcut.

FlashBlock (https://addons.mozilla.org/en-US/firefox/addon/flash-block/?src=ss) :
Favorilerim arasında özellikle GNU/Linux üzerinde işlemciye gerçekten nefes aldırıyor. Yaptığı şey bütün flash içerikleri engellemek, bir içeriği görmek isterseniz üzerine tıklayabilir veya adres çubuğundan bütün sitede flashı etkinleştirebilirsiniz. Chrome'da aynı isimde mevcut.

Firebug (https://addons.mozilla.org/en-US/firefox/addon/firebug/?src=ss) :
Fazla söze mahal olmayan bir eklenti daha her geliştiriciye lazım. Chrome'da Geliştirici Araçları adı altında tarayıcıya gömülü durumda mevcut.

Epub Reader (https://addons.mozilla.org/en-US/firefox/addon/epubreader/?src=ss) : Ola ki açmanız gereken bir EPUB dosyası olursa bu ufak eklentinin sizi ayrı bir program indirmekten kurtarması hoş. Chrome mağazasında benzer eklentiler mevcut ama hiç birini daha önce denemedim.

Thumbnail Zoom Plus (https://addons.mozilla.org/en-US/firefox/addon/thumbnail-zoom-plus/?src=ss) : Herhangi bir görüntüyü büyütebilmesi veya orjinal haliyle gösterebilmesiyle sosyal medyanın vazgeçilmezlerinden. Alışınca başka bilgisayarlarda buruk bir sosyal medya denetimi yaşatıyor. Her ne kadar sevsem de bazen çöküyor ve tarayıcıyı baştan başlatmanız gerekiyor.

Tree Style Tab (https://addons.mozilla.org/en-US/firefox/addon/tree-style-tab/?src=ss) : Sekme organizasyonunda devrim yaratan bir eklenti. Kıymetlimiiiss. Bir sekmeyi başka bir sekmenin alt sekmesi olarak gösterip ağaç benzeri bir yapı kurmanızı sağlıyor. Çok fazla sekmeyle çalışıyorsanız etrafın temiz kalması demek ayrıca Firefox'un açılışta bütün sekmeleri tekrar yüklemeyip sadece kullanılanları yüklemesiyle beraber voltran'ı oluşturabiliyorlar. Bir sekme grubu oluşturup bir kenarda kaynak tüketmeden durmalarını sağlayabiliyorsunuz. Ağaçları başka ağaçlara ekleme, ayırma özelliklerinin yanı sıra bir ağacı toptan yer imi olarak kaydetme bir yer imi klasörünü yeni bir ağaç olarak açma gibi şahane özellikleri var. Ayarlar menüsü oldukça kapsamlı ancak ben pek kurcalamadım. Eğer yüksek sekme sayılarıyla uğraşıyorsanız kullanın, kullandırın derim. Eklentiyi bana ilk gösteren güzel insan Burak Arslan'ı da anmış olayım. Chrome mağazasında benzer eklentiler mevcut ama hiç birini daha önce denemedim.

Chrome

Firefox'da kullandığım eklentilerin Chrome versiyonlarından bahsettim ancak Firefox'ta benzerini bulamadığım bir eklenti var.

Cool Clock (https://chrome.google.com/webstore/detail/cool-clock/icegcmhgphfkgglbljbkdegiaaihifce?utm_campaign=en&utm_source=en-et-na-us-oc-webstrhm&utm_medium=et):  Saatle ilgili ihtiyaç duyabileceğiniz her şeyi barındıran bir uygulama adres çubuğunun yanında saati gösteren bir buton olarak duruyor. İçinde takvim,alarm,kronometre, geri sayım bir sürü özelliği barındırmasının yanında nette takılırken zamanı unutuyorsanız saat başı saat x olduğu diye pop-up çıkarması sevdiğim bir özelliği idi meraklısına tavsiye ederim.

9 Nisan 2013 Salı

Özgür Yazılım ve Linux Günleri 2013

4 senedir aralıksız katıldığım bir ÖYLG'nin daha sonuna geldik. Yaşadıklarımı anlatmak istiyorum.

Cuma sabahında Alternatif Bilişim cemaati olarak Hackerspace'de buluşup etkinlik alanına doğru yola çıktık. Bilgi Üniv. servislerinin yerinin değiştirmelerinden haberim olmayınca ufak bir krizden de kurtulmuş oldum.
Bu sene etkinlik Santral kampüsünün enerji müzesinde yapılıyordu. Etkinlik alanını Dolapdere'dekinden daha çok beğendiğimi söyleyebilirim. Sponsor listesinin kabarık olmasıyla ve demirbaş haline gelmiş kurumların katılımıyla stand sayısı fazlaydı. Salonların büyüklükleri iyiydi.

Etkinlik teması dağıtık sistemler ve NoSQL veritabanları olarak belirlenmişti. NoSQL pek aşina olduğum bir konu değil ama ÖYLG'nin güncel bir konuyu seçmesine memnun oldum. 7-8 tane konuşmayı dinleyebildim. Onlardan bahsettikten sonra, hatrı sayılır gördüğüm şeyleri anlatmak istiyorum.

İlk olarak mevcut Pardus proje yöneticisi Ahmet Kaplan'ın konuştuğu TÜBİTAK ULAKBİM'ın sponsor sunumuna girdim. Etkinlikten günler önce konuşmanın protesto edileceği konuşuluyordu. Bir ara konu yumurta atmaya kadar geldiyse de böyle bir olay yaşanmadı. Ahmet Bey sunum yapmadan kısa bir konuşma yapıp zamanı sorulara ayırmak istedi. O sırada eski geliştiriciler de salondaydılar. Gökçen Eraslan'ın "Eski Pardus'tan hangi bileşenleri kullanıyorsunuz ?" sorusuna cevabın Milky olmasına epey bir içerlemiş gözüküyordu. Bu süreç boyunca tepkisini çok net ortaya koyan insanlardan olan Ozan Çağlayan eleştirilerini sıraladıktan sonra "Kurumsal 2 zaten isteklerinizin çoğunu yapıyordu" sözüne "Sizin yaptığınız ürün çalışsaydı MSB bizim kapımıza dayanmazdı" cevabı basbaya ayıptı. (Sözü geçen ürünün 3.5-4 senelik Kurumsal 1 olduğunu hatırlatayım) Ahmet Beyin dışarıda bu söz için özür dilediğini not düşeyim. Dinleyicilerden birinin "LibreOffice çeviri listesinde TÜBİTAK'tan niye kimse yok" sorusuna verilen "Olmaması da lazım zaten " cevabı gülünçtü.
Konuşmadan anladığım şeyler arasında Yeni Pardus deposunun kamuya açık olmaması Tübitak'ta yaklaşık 5 kişinin bulunup geri kalan işlerin firmalara yaptırılması gibi şeyler vardı. Aslında servis sağlayıcısı görevi gören bir kurumun Linux dağıtımı geliştirmeyi ne kadar becerebileceği hala tartışma konusu. Konuşma süresi biraz aşılsa da tartışma dışarıda uzunca bir süre devam etti. Bir kısmını dinledim. Hararetli tartışma bir yerden sonra yumuşadı. Eski geliştiriciler tartışmayı trollemediler ve tavırları yaşadıklarına rağmen makul ve gerçekçiydi. Etkinliğin en merak edilen olaylarından biriydi. Konuşma sırasındaki protesto görüntülerine https://pardusadokunma.wordpress.com/2013/04/06/ozgur-yazilim-gunleri-2013-tubitak-protestosu/ adresinden erişebilirsiniz.

Ardından Ekin Meroğlu'nun yaptığı Linux Tabanlı Sanallaştırma: KVM ve Ekosistemi konuşmasına katıldım. 1.5 saate yakın sürdü. Oldukça yoğun ve bilgilendirici olduğunu düşünüyorum. Sanallaştırma pek ilgilendiğim bir konu değildi ama ilginç olabileciğini düşünüyorum. Bu konuşmaya denk gelmem iyi oldu.

ÖYLG'ninde özellikle Chris Hoca(Stephenson)'nın sunumunu kaçırmamaya çalışıyorum. Özgür yazılım camiasına Chris Hoca'dan bahsetmeye elbette gerek yok. Ama piyasadan pek hazetmeyen ben için yaptığı bilim vurgusu çok değerli ve kendi adıma büyük bir boşluğu doldurduğunu düşünüyorum. Konuşma başlığı GoTo’nun Zararlı Kabul Edilmesi – Dijkstra’nın Mirası olsa konunun odak noktası Dijkstra'ydı hatta GoTo 2-3 cümleden fazla geçmedi diye hatırlıyorum. Artık klasikleşmiş bir şekilde konuşmada Java'ya giydirmeyi de ihmal etmedi.

Ardından oldukça provakatif ve gel beni dinle diyen bir başlığa sahip Yaşar Safkan'ın Yazılımcının Suçu Ne ? sunumunu izledim. Zaten eğlenceli bir insan olan Yaşar Abi komik bir şekilde yazılımcıların sorunlarına değindi. Konuşmayla ilgili bir özet için http://www.teknikodu.com/yazilimcinin-sucu-ne/ konuşma videosu için buraya http://www.safkanyazilim.com/yasar-safkanin-ozgur-yazilim-gunleri-2013teki-konusmasi/ bakabilirsiniz.

İlk günün son etkinliğinde Uğur Özyılmazel'in İnsanlar için Git konuşmasını dinledim. Git'e aşina olmayanlar için güzel bir girişti. Git yaşam döngüsünü biliyordum ama otomatize eden git-flow aracınında haberdar değildim. Onu da buraya not düşebilirim.

İkinci gün biraz geç kaldığım için Neden Scala konuşmasının ortalarına denk geldim. Güzel bir giriş sunumuydu ama ben dilden haberdar ve basit seviyede bilen biri olduğum için yeni pek fazla şey duymadım. Ancak concurency'ye en yakın kelimeyi bulduklarını düşünüyorum eş-zamanlılık diyerek.

Tizen konuşmasını dinleyemesem de Meego topluluğuyla görüşmek güzeldi. Galaxy S3'ün boyutlarından şikayet edenlere Tizen demo cihazını göstermek isterdim.

Ardından HortonWorks'ten Chris Harris'in Hadoop sunumunu izledim. Yanlış anlamadıysam HortonWorks Yahoo'daki ilk Hadoop ekibinin üyeleri tarafından kurulmuş ve Hadoop Core'una en çok katkıyı veren şirket. Harris'in konuşması Hadoop ne işe yarar, hangi bileşenlerden oluşuyor, yahu ne olcak bu Hadoop'un hali konuları eksenindeydi. Teknik detay pek içermiyordu diyebilirim. Konuşmayı dağınık bulanlar olmuş, ben pek farketmedim.

Sonrasında günün son sunumlarından olan Yakından Eğitim'e girdim. GSoC'un yerli şubesi diyebileceğim yakından eğitim ilgilendiğim takip ettiğim ancak belli çekincelerle başvurmadığım bir projeydi. Sunumdan anlayabildiğim kadarıyla onlar da projeyi oturtmaya çalışıyorlar kendilerine tekrar başarılar dilerim.

Etkinlikte sunumlar dışında olan bitenden de biraz bahsetmek istiyorum.

Hackerspace olarak getirdiğimiz Commodore 64 büyük ilgi gördü. Mail listesi kayıtlarını oradan almaya çalışsak da ben e-posta bırakmıştım ama eklemediniz sözünü çok duyacağız gibime geliyor. Commodore'a sonsuz döngü yapan bir program yazıp beni kullanmayı bilmediğim bir aletle öylece ortada bırakan Uğur Abiye de teessüflerimi burdan ileteyim. Hatta biri o durumun resmini de çekmiş.Malum trollük mağduru olunca eğlenceli olan bir şey değil :)
Ancak etkinliğin en büyük trollü ödülünü aşağıdaki ilanla bence Bilgisayar Mühendisliği Odası hakediyor.
Piyasada görmeye çok alıştığımız 5 kişinin işini 1 kişiye yaptırma amaçlı ilanların biraz abartılmış versiyonu. Tepedeki referans kodununun YUH ile başladığını farketmeyen ben dahil pek çok kişi bunu ciddiye aldı ve çokca dalgası geçildi. Kendim de fark etmedim aslında bunu BMO adına üzüldüğüm için sitem etmeye gittiğimde gösterdiler. İnternette falan da bozuntuya vermediler. Trollüğün kitabı yazılacak olsa girmesi gereken bir hareket.

LKD standında bir süre sadece kadınların bulunması özellikle saç,sakal,göbek triosuyla akla gelen linuxçu stereotype'ına karşı hoş bir görüntüydü. Özgür yazılımda kadınların daha aktif olmaları dileğiyle diyeyim.

Yeni tanıştığım insanlar karşısında heyacanlanıp, yer yer gaza gelip insan kilitleme gibi kötü bir huyum var ne yazık ki. Bu seneki piyango Biçda standındaki hanıma vurdu kendisinden özür dileyeyim buradan.

Gördüğüm kadarıyla her sene etkinlik biraz daha ileriye gidiyor. LKD'ye ve organizatörlere emeklerinden dolayı teşekkür ederim. Bir aksilik olmazsa seneye görüşmek üzere.

23 Mart 2013 Cumartesi

Functional Programming Principles in Scala

25 Mart tarihinde Coursera üzerinden Functional Programming Principles in Scala dersi başlıyor. İlgileniyorsanız kaydolmak için şu adrese gidebilirsiniz.
Dersi dilin yaratıcısı ve EPFL(kabaca Lozan Teknik Univ.) öğretim üyesi Prof. Martin Odersky'nin vermesi de cabası.

Bilmeyenler için Scala fonksyonel ve nesne yönelimli programlama paradigmalarını bünyesinde birleştirmeye çalışan nispeten yeni bir programlama dili. JVM üzerinde çalıştığı için Java uyumluluğu sağlayabilmesi de bir artı. Bu aralar oldukça revaçta hatta 1-2 sene önce Twitter altyapısını Scala'ya geçirmeye başladı. (Artık meşhur balina pek gözükmüyor di mi). Daha fazla bilgi için scala-lang.org adresine gidebilirsiniz.

Coursera'da günümüzün kutsal bilgi kaynaklarından sayılabilecek bir eğitim platformu. 60 kadar üniversite (Bu üniversitelerin içinde Stanford,Princeton, Caltech falan gibi çok iyi üniversiteler de var) tarafından dersler bedava olarak yayınlanıyor. Herhangi bir kısıtlama olmadan istediğiniz derse yazılabiliyorsunuz. Dersi takip eder ve verilen ödevleri yapıp internete gerekli puanı tutturabilirseniz dersi geçmiş oluyorsunuz. Salt video ve ödevden gayrı ders forumlarının bulunup bunlar aracılığıyla insanlarla iletişime geçebilmek güzel.

Bu ders ikinci defa açılımış, ilk açıldığında 50.000 kişi kaydolmuş ve bunların 10.000'i dersi geçmiş ki söylediklerine göre bir online dersin ulaştığı en yüksek başarı oranıymış.

4 Aralık 2012 Salı

Masaüstü Ortamları (Yeniden)

Geçenlerde Virtualbox üzerinden Arch Linux'u kurcalarken aklıma bir fikir geldi. X'i çalışır hale getirdikten sonra bir snapshot alarak farklı masaüstlerini denemeye başladım. Daha önce DE'ler üzerine yazdığım yazının eskidiğini fark edince tekrar yazmak istedim.

Denemeleri Virtualbox üzerinde çalışan 64 bit Arch Linux 2012.11.01 sürümüyle yaptım. Host makinamın da 3.5-4 senelik olduğunu da belirtmek isterim. Denemeyi günlük kullanımla değil DE'nin orasını burasını kurcalayarak yaptığımı ve günlük kullanımda farklı manzaralarla karşılaşabileceğini de ayrıca hatırlatmak isterim

KDE

Kanımca  KDE DE olmayı aşalı çok oldu. Çünkü DE'den gayrı sistemde kullanılan bir çok yazılımı kendileri geliştiriyorlar. Bu işi de oldukça iyi yaptıklarını düşünüyorum. Çünkü KDE yazılımlarının bir çoğu oldukça kaliteli ve bazıları GNU/Linux ekosisteminde alanlarının en iyisi. Zaten bildiğim kadarıyla KDE artık masaüstü ortamı olarak değil yazılın derlemesi (SC) olarak anılıyor.

KDE 4'un Plasma kabuğu oldukça yenilikçi bir araç ve sürekli yenileniyor. Activity özelliği ile beraber sanal masaüstünde çığır açtıklarını da söyleyebilirim. KDE 4 serisinin en çok şikayet edilen noktalarından biri olan performans sorunun KDE 4.8 ile çözdükleri konuşuluyordu şahsen denemediğim için yorum yapmak istemiyorum.

KDE'nin kendi altyapısına sahip olması KDE yazılımlarını diğer DE'lerde kullanmak konusunda sorun yaratıyor. Çünkü tek bir KDE yazılımı için 50 MB'ın üzerinde KDE baseini kurmak gerekiyor.

KDE'ye sık getirilen eleştirilerden birisi Windows'a benzemeye çalışması. Ben bu iddiayı pek ciddiye almadığımı söyleyebilirim. Çünkü Windows veya Mac OS'tan gelen insanlar genelde panel altta olunca Windows'a üstte olunca Mac'e benzediğini iddia ediyorlar ki  (Paneli üstte olan KDE'nin Mac Os'a benzetildiğini duymama binayen bunu söylüyorum) bu gülünç. KDE'nin Windows'a benzemeye çalışmadığını yenilikçi teknolojileriyle zaten ispatladığını düşünüyorum.

KDE'nin Windows'a benzemesini masaüstüyle beraber araçları da kendi geliştirmesi yoluyla olduğunu düşünüyorum. Ortaya özgür ve kaliteli ürünler çıktıktan sonra bunu umursamamakla beraber, Windows'a benzeme eleştirisinin de bu noktadan geldiğine pek şait olmadım.

Ayrıca KDE'nin teknik anlamda teknolojilerini ve codebase'ini kaliteli bulduğumu da söylemeliyim.  Qt frameworkü beğenmekle beraber bir araç seti olarak özgür yazılım camiasının en önemli silahlarından olduğunu düşünüyorum.

Full KDE kurulumu yaklaşık 700 MB tutuyor ve büyük ihtimalle kullanmayacağınız eğitim programlarını, oyunları, artworkleri de içeriyor. Paketlerin diğer gruplardan seçimi daha ekonomik olacaktır kanısındayım.

Performans sorununuz yoksa KDE DE'ler arasında bence en iyi seçimlerden bir tanesi.

GNOME

GNOME 2'nin sadık bir kullanıcı kitlesi ve oturmuş bir düzeni varken GNOME 3'te gidilen radikal değişiklikler oldukça tepki çekti. Genelde DE'ler yeni sürümlerde radikal değişikliklere giderken tepki çekenin bu değişikliklerin iyi kotarılamadığının düşünülmesi olduğunu söylemek mümkün.

Eleştirilerin genelde odaklandığı nokta olan özelleştirme azlığı üzerine yorum yapmam pek mümkün değil çünkü günlük olarak kullanmadım. Yapılan en büyük değişiklik sanırsam Etkinlikler arayüzü, hoş fikirler barındırsa da bence iyi kotarılamamış.

Etkinlikler arayüzü ilk açıldığında ortada bir multitasking menüsü sol da bazı uygulama kısayolları ve sağda sanal masaüstleri bulunuyor.Uygulama menüsüne sağ alta doğru bir tuşa basarak erişiyorsunuz. Etkinlik arayüzünün uygulama menüsünün yerine geldiğini düşünürsek uygulamalara erişmek zahmetli hale geliyor. Uygulama menüsünün altına açık penceleri gösteren bir multitasking menüsü bence çok şık olurdu.

Pencere menülerinde de enterasan bir değişikliğe gidilmiş ama kendi adıma beğenmediğimi ifade edebilirim. Klasik panel görüntüsü devam etmekle beraber pencere menüleri paneldeki ilgili pencere simgesine tıklanarak açılır hale gelmiş. Verimli bulmadım. Ayrıca pencereyi tam ekrandan ufalttığınızda hala bir pencere başlığı var ve simge durumuna küçült ve tam ekran seçenekleri olmadan sadece kapat butonu var ki bence sinir bozucu.  Pencereyi ekran kenarlarına sürükleyerek sağa sola alma büyütme getirilmiş.

Geçenlerde GNOME 3'ün bu arayüzden vazgeçeceğine dair haberler vardı. Zaten bu haliyle de önerebileceğim bir DE değil.

Unity

Unity yanlış hatırlamıyorsam ilk defa Ubuntu 11.04 ile kullanılmaya başladı. Çok tartışılmasına ve eleştirilmesine rağmen şahsen kullanmadığımı ve kendi değerlendirmemi izlenimler ve videolar üzerinden yapacağımı belirteyeyim.
 Her DE gibi ilk çıktığında sorunlarla boğuşmakta olduğunu ve 2 senenin ardından biraz oturduğunu duyuyordum.

Başka bir DE'den geçtiyseniz büyük ihtimalle ilk fark edeceğiniz şey pencere menülerinin yukarı panele alınması olacaktır. Çok eleştirilmesine rağmen yerden tasarruf etmeyi ve uygulamaya daha fazla alan bırakmasının kullanışlı olabileceğini düşünüyorum. Uygulama başlatma ve açık uygulamaların görülmesi için solda bir panel tasarlanmış.

Panelde bazı uygulamaların kısayolları ve bir Ubuntu logosu görünüyor. Ubuntu logosunun oldukça yetenekli bir uygulama menüsü olduğunu söyleyebilirim. Aynı zamanda resim, müzik gibi medyaların önizlemesini de yapabilmekte. Ubuntu 12.10 ile gelen Amazon entegrasyonu epey tartışma yarattı.

EFF (Electronic Frontier Foundation/ Dijital özgürlüğü ve internet özgürlüklerini korumak için çalışan bir vakıf. Türkiye'deki benzeri için http://www.alternatifbilisim.org/wiki/Ana_Sayfa adresine bakabilirsiniz) kullanıcıların iletişimini ve verilerini tehlikeye atacağını duyurdu. Ben de Amazon entegrasyonu kapatmanızı öneririm.

Atıl Meta/Windows tuşuna işlev kazandıran HUD arayüzünü çok beğendim. Pencere menüleri arasında arama yapabilmek şahane bir özellik olmuş.
En sık söylenen şeylerden biri de Ubuntu'nun Mac OS'e fazlasıyla benzemesi. Mac OS ciddi bir şekilde benzediği doğrudur. Ancak kendi teknolojileriyle bir Mac OS klonu olmaktan çok öte DE olduğunu düşünüyorum.

Özelleştirme seçenekleri ve diğer uygulamalarla entegrasyonu hakkında pek fikrim yok.
Unity genel anlamda ilginç bir masaüstü deneyimi sunuyor. Kendim denemek için üşensem de denemeye değer olduğunu düşünüyorum.

MATE

MATE bir GNOME 2 forku. Denerken eski GNOME 2'den pek farkını göremediğimi söyleyebilirim. Sanal makina üzerinden performans üzerinden yorum yapamasam da eski performans/sadelik dengesini yakalamışsa eski masaüstü tecrübesini arayanlar için iyi bir seçim olabilir.

XFCE

Yaklaşık 1 senedir DE olarak XFCE kullanmaktayım.Eskiden kısıtlı donanıda çalışacak hafif bir DE olarak tasarlandığını bilmeme rağmen yeni sürümü bana GNOME 2'nin açığını doldurmaya çalıştığını düşündürttü. Performansının hala oldukça iyi olmasına karşın masaüstü tecrübesi olarak GNOME 2'ye oldukça benzediğini söyleyebilirim. Kendi uygulamalarını tatminkar bulmuyorum. Ancak GNOME yazılımları kurulduktan sonra iyi bir deneyim yaşattığını söyleyebilirim. Eski masaüstü tecrübesini arayanlar için gayet iyi bir seçim olabilir.

LXDE

Çok hafif bir DE olduğunu söyleyebilirim. Sanal makinada bile oldukça performanslı çalıştı ve ayrıca kurulurken bilgisayar kullanımı için gerekecek temel yazılımları da beraberinde getirmesiyle kısıtlı donanımlar için oldukça iyi bir seçim.

Enlightenment

Enlightenment'in amacı minimal bir DE olmak olsa da oldukça enteresan özellikleri olduğunu söyleyebilirim. Klavye dilini bayrakla göstermesini beğendim. Dosya yöneticisinde bir dosyanın üzerine gelindiğinde önizleme olarak içini göstermesi de olduça hoş. Klasörleri farklı pencerelerde açması ve yer yer tıklanan pencerede focus problemi yaşaması da bence bir eksi.

Gene de enteresan ve hafif bir DE kullanmak isteyenlere Enlightenment önerebilirim.

Openbox + Razor-Qt

 Razor-Qt oldukça yeni bir DE ve aslında yukarıda yazdıklarımın içinden en minimal olanı kendi pencere yöneticisi,dosya yöneticisi falan yok. Bir pencere yöneticisi üzerine çalıştırıyorsunuz ve size bir arayüz sağlıyor bu kadar. Durumu şöyle açıklayabilirim. X ilk kurulduğunda  bir terminal ve fare imlecinden fazlası değil. Bunun üzerine salt bir pencere yöneticisi kurduğumuzda mesela Openbox GUI'den program çalıştırmak için çok basit bir menü ve bir uygulama açtığımızda eski güzel simge durumuna küçült,tam ekran ve kapat tuşları geliyor. Openbox'un becerisi de bundan ibaret. Üzerine Razor-Qt kurduğumuzda yukarıda bahsettiğim DE'lerin sunduğu arayüze erişebiliyorsunuz.
Razor-Qt nedense bana KDE 3'ü anımsattı.
Hala deneysel olsa da ilginç olabileceğe benziyor. Gözucuyla da olsa takip etmekte fayda görüyorum.

Masaüstü ortamlarıyla ilgili yazdığım ilk yazıya adresinden ulaşabilirsiniz.

8 Kasım 2012 Perşembe

COD:MW2 "Skandalına" Yazılımcı Bakışı

Genelde bu blogda siyaset,toplum vs. konulara girmiyordum. Ancak bahsedeceğim olayın bilişimle de alakası olduğu için yazmak istedim.  Call of Duty Modern Warfare 2 adlı oyun içerisinde bir haritada tuvalet duvarında asılı tablonun çerçevesinde Arapça "Allah güzeldir ve güzel olanu sever" şeklinde bir ifade geçtiği iddia edildi. İnternetteki Müslüman oyuncular örgütlenerek bunun İslam'a hakaret olduğu çağrısında bulunmuşlardı. Bu haber Türkiye'ye şöyle ulaştı. Bu olayın üzerinden bir süre geçtikten sonra Oyungezer dergisi dağıtıcı firma olan Activision'un özür dilediğini duyurdu bu haber ile duyurdu.  Bu haberlere gelen yorumlar karşısında bir şeyler yazmak istedim.

Öncelikle şunu söylemek istiyorum ki Activision'un özür dilemesi Müslüman topluluğun haklı olduğunu göstermez. Activision ticari bir firmadır ve çoğu zaman bir firmayı para kaybedeceğine inandırdığınız zaman herhangi bir şey için özür diletebilirsiniz.

Çok temel bir giriş yapmam gerekirse istisnai durumlar hariç bu tarz olaylara karşı çıktığımı söylemem gerekir. Hepimizin hayata dair belli fikirleri,inançları ve sahip çıktığı değerler var. Ancak bence toplumdan izole olmadığımız takdirde bunları tamamen,kelimesi kelimesine takip etme şansımız yok. Toplumda var olabilmek adına bazen bu görüşlerimizi kapıda bırakmamız gerektiğini düşünüyorum. Bazı görüşlerimizi duruma göre göz ardı etmek bence insan psikolojisinin en temel işlevlerinden biri ve aşağı yukarı herkesin bunu belli seviyelerde gerçekleştirdiğine inanıyorum. İnsanlığın ortak kültürel mirasından faydalanırken de bence bu geçerli olmalı. Daha önce diziler üzerine konuşan arkadaşlarımla bu tarz bir sohbetimiz olmuştu orada söylediğim şey şu idi. "Diziyi dini yargıların üzerinden değerlendireceksen izleme daha iyi kendini üzmemiş olursun.".
Aynı şeyi video oyunları içinde - ve evet video oyunlarının iyi veya kötü insanlığın kültürel mirasına dahil olduğunu-  düşünüyorum. Şahsi fikrim eğer bir şey eğlenmeye çalışırken bile aklınızdan çıkmıyorsa ona gereğinden fazla önem verdiğinizdir.

Ben bir yazılımcı (adayı) olarak bu olayı teknik olarak nasıl görüyorum onu biraz anlatmak istiyorum.
(Bir dinle dalga geçmek isteseydim bunu şöyle yapardım şöyle yapmazdım şeklinde örneklemelere gideceğim rahatsız olabilecek insanlara yazıyı okumayı bırakmalarını tavsiye ederim.)
Belli varsayımlar üzerinden değerlendirme yapacağım yamularsam uyarmanı rica edeceğim.

Bu olayın kasıtlı olarak gerçekleştiridiğine inanmıyorum. Şöyle ki video oyunları artık en karmaşık bilgisayar yazılımlarının başında geliyor. Bu düzeyde oyunlar yüzlerce insanın bir kaç senelik emeği ile hayat buluyorlar. Kod tabanları 10 milyon satırlarla ölçülüyordur diye tahmin ediyorum. Geliştirici ekibin %90'ından fazlasının Arapça anlayamadığını tahmin etmekle beraber bu büyüklükte bir projede resim çerçevelerinin Arapça anlayabilen insanların gözlerinden kaçması baya olası. Yazıya bakarsak resimlerin internetten bulunma ihtimali hayli yüksek ve geliştircinin orada ne yazdığını anlamayıp süs zannetme ihtimali de yüksek. Orada bir dini metin olduğunu bilse bile İslam'da dini metinlerin tuvalette olmasının hoş karşılanmayacağını bilebilmesi epey zor. Geliştirme modellerini bilmememe rağmen farklı odaların farklı geliştiricilerle paylaşılması olası buradan dışarıdaki resimlerde çerçeve yok demek ki olay kasıtlı çıkarımının yapılamayacağını düşünüyorum.

 Hatta ortada olan olayın dalga geçme,hakaret olamayacak kadar ince bir nüans olduğu kanısındayım. Ama diyelim ki maraz çıkarmak istiyorum. İslam'la dalga geçmeye karar verdim. Neden böyle yapmazdım ?

En başta hakaret içeren bir metin seçerdim. Aslında bir övgü olan bir metni alıp tuvalete yerleştirmek dalga geçmek adına hem akıllıca olmazdı hem de bu kadar ince bir nüanstan insanların alınmasını beklemezdim.
Diyelim hakaret içeren/dalga geçen metni buldum. Bunu resim çerçevesine koymazdım. Zaten bu metinde gerçek hayatta resim çerçevesinde bulunma ihtimali yüksek bir metin olmazdı. Bu şekilde sadece oyunu yüksek grafik ayarlarında oynayan insanlar yerine ortalama bilgisayarlarda oynayan insanlara da hitap etmiş olurdum. Ayrıca çerçevenin ancak dürbünle gözüktüğünü de hesaba katarsak oyuncularının çok azının fark edebileceği bir yere koymak mantıklı olmazdı.
Ve son olarak artık bu sorunları aştık materyalimiz hazırken bunu bir tuvalete koymazdım. Tuvaletler oyunlarda genelde atıl mekanlardır. Oyuncuların bir çoğu tuvaletleri es geçer, geçmezse de içeriye pek dikkat etmez. Tuvalete koyacağım bir materyalin bir kör göze parmak olması gerekir ki bu da firma içerisinde fark edilme olasılığının yükseleceği anlamına gelir.

Her şeye rağmen bir önceki oyunlarında terörist amblemi olarak bir ülke bayrağının neredeyse aynısı kullanan bir ekibin böyle bir hesabın peşine düşmeyeceğini düşünüyorum. Ve son söz olarak Müslüman kardeşlerimin anlamasını istediğim bir şey var. Hiç birimiz inançları,görüşleri,değerleri eleştirilemecek,dokunulamayacak şeyler değil. Pullman'ın da dediği gibi hiç kimsenin alınmadan yaşamaya hakkı yoktur.

17 Eylül 2012 Pazartesi

BMO Seçimleri üzerine

Biraz geç olsa da BMO seçimlerine dair gördüklerimi düşündüklerimi yazmak istedim.
Bu seçim içerisinde doğal bir şey olarak benim de desteklediğim bir grup vardı. Diğer grupları bazen yoğun bir şekilde eleştirdim fakat kimseyle şahsi bir problemim olmadığını ve ayrı görüşlerde olsak da hepimizin aynı gemide olduğumuzun farkında olduğumu belirtmek isterim. Umarım fikir ayrılıklarını bir kenara bırakıp ilerisi için birlikte çalışmaya başlayabiliriz.

Seçim gününden ve adayların açıklanmasından önce seçim programlarını ve aday listelerini açık bir şekilde yayınlayan yegane grup Demokrat Mühendislerdi (demokratlar olarak kısaltacağım). Hatta adayların açıklanması sırasında herhangi bir konuşma veya münazara yapılmamış olması beni oldukça şaşırttı. Hadi bir grup belli de diğer gruplara oy verecek insanlar hangi kriterlere göre, neye oy verecekler anlayamadım. Diğer gruplar neden böyle bir hazırlık yapmadılar bu durum tecrübesizlikten  mi kaynaklandı yoksa sadece umursamadılar mı bilmiyorum.

Bağımsız Mühendislerin (bağımsızlar olarak kısaltacağım) tecrübeli olmadıklarını ifade etmeleri -mış gibi yapmayı gayrı-ahlaki bulan biri olduğum için olumlu bir işaretti.
Gerçi EMO içerisinde oldukça tecrübeli olan demokratlara karşı sadece şahsi görüşmelerle (a.k.a kulis ) başarılı olmak pek yüksek bir ihtimal değildi.
Bunu bağımsızlardan birine "Neden böyle bir hazırlık yapmadınız ?" sorduğumda aldığım "Biz başka türlü hazırlık yaptık." cevabı tuhaftı. "Bilememişiz ne yaparsın" tadında bir cevabı hoş karşılardım oysa ki.

Ertesi gün seçim için EMO Genel Merkezi'ne gittiğimde dışarıda diğer gruplarında standlarını görmek iyiydi. Türk Bilişim grubu sade bir bildiri ve aday listelerini dağıtıyordu. Bağımsızlar da aday listerini dağıtıyordu ancak bildiri, seçim programı gibi bir döküman hazırlamamışlardı. Dikkatimi çeken diğer bir şey demokratların ayrıca pankartlar hazırlamış olmasıydı. Listelere bakarken dikkat ettiğim bir nokta özellikle bilişim gibi meslek alanında listelerdeki kadın aday sayısıydı. Bu konuda en olumlu gördüğüm demokratların 38 adayından 11'i kadındı. Bu sayı Türk Bilişim grubunda 3 bağımsızlarda ise sadece 1 idi (o da yedek listedeydi zaten).

Anladığım kadarıyla seçim yoğunlukla bağımsızlar ve demokratlar arasında geçecekti.  bağımsızlar daha ziyade facebook grubu ve tbmo.org üzerinden örgütlenirken, demokratlar EMO içinde örgütlenen bilgisayar mühendislerinden oluşuyordu. Gerçi TMMOB'a bağlı herhangi bir oda seçiminde bir tarafın Demokrat Mühendisler diğer tarafın Bağımsız Mühendisler veya Meslekte Birlik isimlerini seçmeleri de sanırsam gelenekselleşmiştir.

Bağımsızların argümanları daha ziyade heves eksenine otururken demokratlarınki daha ziyade tecrübe üzerine oturuyordu. BMO kurulduktan sonra bağımsızlar ismini alacak grubun EMO'yu kurulum süreci boyunca dürtmek gibi olumlu bir iş yapmış olsalar da resmi sürece yanlış bilmiyorsam katkı vermediler. Meslek odasından gayrı pek STK tecrübesi de olmayan bir grubun odanın kamu statüsünün getirdiği bürokrasiyle nasıl baş edeceği ayrı bir soruydu. (Kendileri BMO öncesinde bürokrasi dışında olmayı avantaj olarak ifade ediyorlardı) Bunun üzerine demokratların içinde daha önce çeşitli platformlarda birlikte örgütlendiğimiz arkadaşların olması benim için grup seçimini oldukça kısalttı.

Şahsen bu tarz seçimleri şu şekilde yapmayı doğru buluyorum.

Eşit yetkinlikte iki grup varsa daha iyi anlaşabileceklerini seç.
Eşit yetkinlikte olmayan iki grup varsa daha yetkin olanını seç.
Yetkin olmayan iki gruptan daha hevesli olanları seç.

Benim için demokratlar yetkin ve anlaşabileceğim grup iken bağımsızlar yetkin olmayan hevesli gruptu.

Ancak bağımsızlardan insanlarla konuşurken oylama blok değil de çarşaf verilseydi yönetimde onlardan da birilerinin olmasını olumlu bulduğumu söylemiştim. Oylamanın zaten çarsaf olduğu konusunda uyarsalardı sevinirdim. Daha sonra öğrenebildim.

Oylamanın sonucunu  dönüş yolunda öğrendim. Şahsen daha yetkin olduğunu düşündüğüm grubun yönetime gelmesinden memnunum. Seçim ardından diğer grubun facebook sayfalarına bakarken şu yorumlara denk geldim.


Oda seçim sonucunun altına oda ne zaman kuruluyor yazmak gibi bir epik faile imza atan arkadaşı takdir ediyorum. TBMO bildiğim kadarıyla hukuken sorunlu bir isim. BMO isim hakkı TMMOB'ye ait ve herhangi bir kişi veya kurum devlet onayı olmadan Türkiye ismini kullanamaz. Onun dışında seçimlerde standart hale gelmiş serzenişlerden bazılarını görüyoruz. Bence Bağımsız Mühendislerin seçimi kaybetmesinin iki basit sebebi vardı. Yeterince hazırlanmamışlardı ve meslek odası süreçlerinde pek tecrübeli değillerdi. Bence farkın az olmasının nedeni grubun dışarıda kazandığı ünüydü. Bu arada unutmadan Türk Bilişim grubunun otobüsle insan getirecekleri dedikodusu doğru çıkmadı ve sadece 15-20 oy alabildiler.

Not: Bu yazı tamamen şahsi izlenimlerimi içermektedir. İfadelerden kaynaklanacak tüm yanlış anlamalarının sorumluluğu bana aittir. Yanlış aktardığım bir nokta olduğunu düşünüyorsanız lütfen belirtin. Şahsi konuşmalara referans verirken diğer kişinin ismini açıklamayacağımı da belirtmek isterim.

12 Eylül 2012 Çarşamba

BMO 1.Genel Kurulunun Ardından

Bilgisayar Mühendisleri Odası (BMO) 4 Ağustos 2012 tarihinde Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği (TMMOB) 'ne bağlı 24. mühendis odası olarak açıldı.
Odanın kuruluş sürecini takip etmiş ve elimden geldiğince düzenlenen toplantılara fırsat buldukça katılmış yani katkı vermese de destek olmuş biri olarak ilk genel kurula gitmek istiyordum.

İlk seferde çoğunluk sağlanamadığı için genel kurulun 8-9 Eylül'de yapılacağını da öğrenince gitmeye karar verdim. BMO'nun genel kurula üyesi olduğum Alternatif Bilişim Derneği'ni de davet etmesiyle beraber gitmeyi düşündüğümü ve derneği de temsil edebileceğimi ifade ettim o sırada derneğin güzel insanlarından Işık Barış Fidaner'in de geleceğini öğrendiğim iyi oldu. Yola çıkmadan önce perşembe günü sosyal medyada bir internet sitesine rastladım.  Site BMO seçimlerine katılacak olan gruplardan biri olan Demokrat Mühendisler tarafından hazırlanmış. İnternet sayfası grubun ilkelerini,programlarını,adaylarını ve onların geçmişlerini ayrıca desteğini aldıkları kişileri içeriyordu. Böyle bir çalışma yapmalarından organize olduklarını ve seçimleri ciddiye aldıklarını düşündüm. Hemen ardından seçimlere gireceğini düşündüğüm diğer grubun facebook sayfalarına baktım ve bu hususta herhangi bir iletiye rastlayamadım.

Cuma gecesi yola çıkıldı.Cumartesi genel kurula 2 saat kadar kala Ankara'ya vardık. Otele yerleşip biraz dinlendikten sonra odaya doğru yola koyulduk. İMO,BMO ve EMO'nun yürüme mesafesinde olması iyiydi. Genel kurulun yapılacağı İMO'ya vardığımızda benim bir mühendis odasına yakışmadığını düşündüğüm bir manzarayla karşılaştık. İMO'nun haksız bir şekilde işten çıkardığı Cansel Malatyalı 200+ günden beri oturma eylemi yapıyormuş. Bu durumun genel kurul boyunca oldukça tepki aldığını söyleyebilirim. Diğer dikkat çeken şeyde çelenklerdi. İçeri girdiğimde ilk gördüklerimin aslında herhangi bir konferansın lobisinden pek farkı olmadığını düşündüm. Yaka kartlarımızı aldıktan sonra Barış ile beraber getirdiğimiz dernek materyallerini nasıl kullanabileceğimizi sorarken salona 5-10 dk geç girdik.

Salona girdiğimizde karşılaştığımız şeyin bir oylama olması ilginçti. Açılışı kaçırıp divan seçimlerine denk geldiğimizi sonradan öğrendim. Divan seçiminin ardından saygı duruşu geliyordu. Sonradan asker emeklisi olduğunu öğrendiğim bir amcanın ifadenin saygı duruşu ve İstiklal Marşı olarak değiştirilmesini istemesi aklımda kalan bir başka anektoddu. Anıtkabir çelenk heyeti de seçildikten sonra konuk konuşmalarına geçildi. TMMOB,EMO,Halkevleri,TBD gibi kurumlardan konuşmacılar vardı. Konuşmalar biraz uzun sürünce Aydın Köksal'ın bir öğrencisinin seslendirdiği konuşmasından sonra çıktım.

Çıktıktan sonra alanda biraz dolaştım.Kayıt masasından ayrıca Demokrat Mühendisler grubunun ve +ivme / Yürüyüş dergilerinin açtığı iki tane stand vardı. Demokrat Mühendisler, getirdiğimiz dernek malzemelerinin dağıtımı için standlarının bir kısmını paylaşma inceliğini gösterdiler.  Diğer standtan bahsedersem +ivme dergisinden haberdardım. EMO etkinliklerinden birinde broşürlerini görmüş ve Taksim'de bir eylemde standlarına denk gelmiştim. Yürüyüş dergisinden haberim yoktu ama Cansel Malatyalı olayı üzerine İMO'yu sert bir şekilde eleştirdiği gözüme çarptı. Sonrasında etrafta insanlarla sohbet etmeye başladım. Ve bir konferans klasiği olan birini gördüm sohbet ederken sonraki oturum yalan oldu durumunu yaşadım ve mali işler gündeminin sonuna yetişebildim.

O sıralarda bir şube kurulması önergesi verileceği ancak bu öneriye sıcak bakılmadığı şeklinde bir şeyler duydum. Ardından kurucu kurulun yaptığı işlerin anlatılmasından sonra kurucu kurulun aklanma isteği genel kurulda kabul edildi. Ardından katılımcılara dağıtılan yönetmelik taslağının ve önerilen değişikliklerin tartışılmasına geçildi. Akılda kalan ilginç bir şey şuydu. Genel Kurul tutanağına eğer karar red oyu olmadan kabul edilirse oy birliği ile kabul edildi, eğer negatif oy varken kabul edilirse oy çokluğu ile yazılıyordu. Bir delegenin sadece bir red oyu alan karar için oy çokluğu ile yerine oy birliği yazılmasını istemesi tuhaftı ama etraftan gelen "Bir oy, oy değil mi ?", "Niye ki ?" şeklindeki tepkileri olumlu buldum. Yönetmelik kabul edildikten sonra yönetim adaylarının belirlenmesi için ara verildi. Bu aranın biraz uzamasının listelerden birinin renklerini belirlemekte kararsız kaldığından kaynaklandığını duydum. Aradan sonra BMO seçimlerine girecek üç grup açıklandı. Çoğu EMO içinde örgütlenen bilgisayar müh.den oluşan Demokrat Mühendisler. TBMO içinde örgütlenen Bağımsız Mühendisler ve hakkında bir fikir sahibi olmadığım fakat ülkücü hareketle bir bağı olduğu dedikodusunu duyduğum Türk Bilişim grubu.

Ardından sıra verilen önergelerin oylanmasına geldiği diğer sivil toplum kuruluşları ve demokratik kitle örgütleriyle işbirliği yapma, diğer yönetmeliklerin hazırlanması için yönetim kuruluna yetki vermek gibi çabuk karar verilen önergelerden sonra ilginç iki önerge oldu. İlki BMO Bursa şubesinin kurulmasıydı. BMO'nun yeterli mali kaynağının olmaması, şube açmak için şu aşamada erken olması gibi sebeplerden bu öneriye sıcak bakılmadığı söylenmişti. Üzerine divan bu önergenin yönetmeliğe aykırı olduğunu söyleyince. Önergenin sahibi Arif Bey kürsüye çağrıldı. Arif Bey. "büyük BMO için", "biz bu odanın kuruluşunda çok büyük rol oynadık", "iş yapmaya geliyoruz" gibi duygusal ve  bol demogoji soslu bir konuşma yapınca hafiften polemiğe döndü. Durum ve ilgili maddeler tartışıldı, BMO'nun hukuk dışı bir iş yapmaması gerektiği söylendi. Divan başkanı bu önergenin yönetmeliğe aykırı olduğu ancak tartışılmasının faydalı olacağı düşünüldüğü için gündeme alındığını söyledi. Bunun üzerine Arif Bey "daha da Davos'a gelmem" mealinde bir tavırla genel kuruldan ayrıldı. Yanındaki arkadaşının tüm süreci kameraya alması da ilginç bir detaydı.

 İkinci ilginç önerge Alternatif Bilişim'in phorm karşıtı kampanyasına destek verilmesi üzerineydi. Benim önerge verme hakkımın olmaması, Barış'ında önergeyi vermediği söylemesiyle biraz şaşırdım. Sonra önergeyi verenin kampanyada BMO'nun da imzasının olmasını isteyen Berhan Soylu tarafından verildiğini öğrendik. Divan bunun bir temenni olduğunu ve oylanmasının gerekmediğini söyleyince Berhan Bey söz alıp bunun bir önerge olduğu söyleyip gerekçenin okunması gerektiğini ifade etti. Bunun üzerine enteresan bir şekilde kurul bunun oylanıp oylanmamasını oyladı. Önergenin oylanması kararı çıkınca önerge oylandı ve kabul edildi. Kapanış konuşmasını bir BMO-GENÇ üyesi yaptıktan
sonra İzlem Bey (Gözükeleş) Barış ve bena BMO ofisini gösterdi. Ben de orada BMO'ya kaydımı yaptırdım. Akşam EMO'nun lokalinde topluca yemek yendikten sonra otele geri dönüldü.

Seçim sürecini ve buna dair gözlemlerimi çok uzun olmaması için başka bir yazıda anlatmak istiyorum.

Not: Bu yazı tamamen şahsi izlenimlerimi içermektedir. İfadelerden kaynaklanacak tüm yanlış anlamalarının sorumluluğu bana aittir. Yanlış aktardığım bir nokta olduğunu düşünüyorsanız lütfen belirtin. Şahsi konuşmalara referans verirken diğer kişinin ismini açıklamayacağımı da belirtmek isterim.

10 Haziran 2012 Pazar

Bir Format Hikayesi

Windows'ta yaşadığım bir olayı ve formata kadar giden hikayesini anlatmak istiyorum. Bilindiği üzere Windows'ta en çok kullanılan yöntem işletim sistemini formatlamaktır. Ancak ben format sürecinden ziyade verilerin yedeklenmesi,geri yüklenmesi,yazılımların tekrar kurulması vs. şeylerden nefret eden biri olarak formata sadece en son çare olarak başvurmayı tercih ediyorum ve elimden geldiğince sorunları çözmeye çalışıyorum. Ama bu biraz formata niye ihtiyaç duyduğumun hikayesi olacak sizi ne kadar ilgilendirir bilemesem de anlatmak istedim.

Hikayem Windows üzerinde Gears of War oynamak istememle başladı. Oyun kurulumu boyunca sorun olmasa da kurulumun sonunda tipik dll hatalarıyla boğuştuktan sonra oyun kuruldu. Ancak açmaya çalışırken çalışmadı. İnternette bunun üzerine araştırma yaparken sistem tarihi 2008-2009 gibi bir tarihe alırsanız çalışır gibi ifade gördüm. Denediğimde karşılaştığum şey tam bir karmaşaydı. Bütün kısayollar bozulmuştu tarihi yeniden değiştirmeye kalktığımda hata alıyordum. Direk .exe den çalıştırmaya uğraşınca .exe dosyalarının çalışmadığını gördüm. Yanlış duymadınız .exe açamayan bir Windows vardı elimde.

Çalıştır yoluyla uygulama başlatmaya çalıştım. Ama kullanıcı adı ve şifre sormaya başladı. Şifresiz olmaz deyince hesabıma şifre koydum ama hiç bir şey olmadı. Biraz uğraştıktan sonra ilginç bir şey farkettim. Firefox.exe'yi çalıştıramıyordum ama html dosyasına çift tıklayınca açıldığını farkettim. Bu benim işime pek yaramıyordu. Explorer'in her tıklamada yeni bir pencere açması zaten yeteri kadar sinir bozucuydu. Diğer bir Windows makineden Windows klasörünü Ubuntu'nun da yardımlarıyla kopyaladım. Ancak bir işe yaramadı. Derken kurcalarken daha önce yazdığım shell betiğine rastladım. Garip bir şekilde .exe açamayan Windows shell betiğini açabiliyordu. Shell betiğini konsol açacak şekilde değiştirdim. Konsoldan sorunsuz bir şekilde program başlatabiliyordum artık. Ama Windows konsoluyla eziyetti bu. Aklıma Sistem Geri Yükleme çalıştırmak geldi. Windows klasöründen onu bulup çalıştırmayı da başardım. Ancak geri dönülecek her hangi bir kayıt noktası olmadığını söyledi.

Bu noktada yapacak çok az şeyin kaldığını düşündüm. Formattan önce bir de Windows DVD'sinden onarmayı deneyebilirim diye düşündüm. Onarma aracı Windows'u gördü görmesine ama uyumlu bir sürüm olmadığını söyledi. Windows 7 daha kendi onarma işini bile düzgün beceremiyordu. En son çare olarak format attım.

Acaba Microsoft'un meşhur anti-feature'larından birine mi denk geldim diye de düşünmedim değil.

1 Haziran 2012 Cuma

Bir ISP göçü hikayesi

7-8 sene kadardır internet sağlayıcısı olarak TTNET kullanıyordum. Kendisini çok iyi bir şekilde anmasam da bu yıllar içerisinde firmayla ilişkimin hikayesi şu şekildeydi.Teknolojiyle pek içli dışlı olmayan bir aileden geldiğim için dial-up dönemini hiç yaşamadan ilk defa internetle  TTNET'in Türkiye'deki çoğu aile gibi ADSL'in iyice yaygınlaşmaya başladığı 2005 yılında gibi 1 Mbps kotalı tarifesi ile tanıştım. Yıllar geçip bilgisayar sayısı artınca kota yetmez oldu. Aileyi biraz uğraşla ikna ettikten sonra kotasız pakete geçme kararı aldık. Tarife değiştirdikten kısa bir süre sonra TTNET meşhur NETLimitsiz paketini duyurdu. Telefonla arayıp buna geçmek ister misiniz demeleri de uzun sürmedi tabii. 8 Mbps vaadediyorlardı ama bizim görebildiğim hız 3-4 Mbit en fazla oluyordu. Ama eski tarifeden çok daha iyi diye sevinmiştik gene. Zaman geçti hız olarak speedtest sonuçlarında 2 Mbitin altında (genelde 1.75 civarlarında) seyretmeye başladı. Bunu firmaya defalarca bildirsek de ya düzeltilmedi ya çok kısa süreler için hız yükseltildi. Yavaşlık sebebi olarak genelde altyapı yetersizliği söylendi. Oturduğum apartmanın telefon altyapısı en az 10-15 senelik gerçi onu not düşeyim. Bu durumun üzerine adil kullanım kotası sözde kalmayıp uygulanmaya başlayınca bardak taştı. Ve servis sağlayıcımı değiştirmeye karar verdim. Oturduğum yerdeki tek alternatif Türksat Uydunet'di. Uydunet'in adil kullanım gibi bir uygulama olmaksızın sınırsız hizmet verdiğini öğrenince görece yüksek fiyatını (3Mbit 49TL 5Mbit 69TL 10Mbit 99TL) pek sorun etmedim.  Bu sefer aileyi ikna aşaması kısa sürdü babamında Türksat'ın Teledünya yayınıyla ilgilendiğini öğrenince ikisini birlikte alınca kampanya da olunca karar çabucak verilmiş oldu.

Size servis sağlayıcı olarak Türksat'a geçişimi anlatayım.
Babamla birlikte bilgi almak için Türksat çağrı merkezini aradık. Bir dakikalığına odadan ayrıldım ve döndüğümde babamı başvuruyu yaparken yakaladım. (Cumartesi)
Pazartesi çağrı merkezinden geri aradılar kurulum yapmaya ne zaman gelelim diye.
Ertesi günün sabahı kuruluma geldiler. Hizmetin kablolu televizyon için kullanılan koaksiyel kablolarla verileceğini öğrenince gene aynı durumla karşılaşacağım diye endişelendim. Çünkü kablotv (koaksiyel kablo) altyapısı da en az bir 10-15 senelik modemin konulacağı odadaki kablo yıllardır kullanılmıyor (çalıştığından bile şüpheliydim) ve kablo oraya gelene kadar bütün evi dolaşıyor. Dağıtıcıların değişmesi ve bir kaç ufak ayardan sonra 1 saati bulmadan kurulum tamamlandı ve internet bağlantısı kurulumdan 30 dk kadar sonra geldi. Her insanın yapacağı gibi ilk önce speedtest çalıştırdım ve aldığım sonuç 3Mbit internet paketi için / 2.98 Mbit oldu.  Bu sonucu TTNET'e hoş şeyler söylemedim. Adamlar altyapı eski falan diye mırın kırın etmeden vaat ettikleri hizmeti verebiliyorlardı.
Hatta bu yazıya başlamadan önce bir speedtest daha çalıştırdım sonuç aşağıdaki gibi oldu.
Eğer ileride bozmazlarsa Türksat'la anlaşabileceğe benziyoruz.

18 Mayıs 2012 Cuma

64 bit Ubuntu 11.10'a Android SDK kurulumu

Bir Android SDK kurulumundan başarılıyla çıkmanın gazıyla kurulumun nasıl yapılacağını anlatmak istedim. Böylece hem belki birilerinin işine yarar hem de ben olur ha bir daha kalkışırsam kuruluma tekrar tekrar uğraşmayayım. Ben Ubuntu 11.10 üzerinde XFCE (yani Xubuntu) kullanıyorum ve paket adları değişmemişse burada bahsedeceğim işlemlerin 12.04'te çalışmaması için bir neden yok

Bilgisayarınızda hali hazırda Eclipse kurulu olduğu varsayacağım.

  1. Eclipse menüsünün Help kısmından Install New Software kısmını açın. 
  2. Oradaki Work with metin kutusuna eklemeniz gereken iki tane depo olacak http://download.eclipse.org/releases/indigo/  ve https://dl-ssl.google.com/android/eclipse/
  3. Bunları ekledikten sonra aşağıdaki menüde gözüken bütün araçları Development Tools başlığı altından seçin ve Next 'e basın. Bağımlılıkları hesapladıktan sonra bir onay ekranı çıkacak eğer Eclipse Indigo deposunu eklemezseniz büyük olasılıkla hata alırsınız.
  4. Kurulum bittikten sonra Eclipse menüsünün Window kısmından Android SDK Manager'a tıklayın ve oradan istediğiniz Android sürümünü kurun. (Ben ne olur ne olmaz diye şu an çokca kullanılan 2.3.3'ten sonraki tüm sürümleri kurdum)
  5. Sonrasında kurulumu test etmek için emülatör üzerinden bir sanal makine oluşturmadan önce libstdc++6 ve ia32-libs paketlerini kurmanız gerekmekte.
  6. Bu paketleri kurduktan sonra gene Window menüsünden AVD Manager 'dan New diyerek bir sanal makine oluşturabilir ve Start düğmesiyle başlatabilirsiniz.
Emülatör hakkında bir iki şey söylemek istiyorum. Ben mobil emülatörleri pek sevmem daha önce Android 3.x yeni çıkmışken bir kez daha Android SDK değişiklik olarak bir de 1.2 zamanlarında Meego SDK kurmuşluğum var iki emülatör de dakikalarca süren boot sürelerine sahiptiler ve işletim sisteminin kendisini kurcalamayacak kadar yavaştılar. Ancak Android 4.0.3  sanal makinesi için aynısını söyleyemeyeceğim. 2 dk'nin biraz üzerinde bir açılış zamanına sahipti. Hızı da pek akıcı olmasa da kullanılabilir düzeydeydi.